İsrail arşivlerinden yakın zamanda gün yüzüne çıkan belgeler, 1948 yılında yaşanan ve Filistinliler tarafından "Büyük Felaket" olarak adlandırılan Nekbe olaylarına dair yeni ayrıntılar sunuyor. Ancak İsrailli yazar Amira Hass'a göre bu belgeler, bilinmeyen bir gerçeği ortaya çıkarmaktan ziyade, on yıllardır hayatta kalanlar ve yerinden edilenler tarafından dile getirilen Filistin anlatısını doğrulamaktan başka bir işe yaramıyor.
Haaretz gazetesinde kaleme aldığı makalesinde Hass, tarihçi Adam Raz'ın ordunun 1948'deki eylemlerini "yeni keşfedilen gerçekler" gibi sunmasını eleştirdi. Hass, Filistinlilerin ilk günden itibaren köylerinde yaşanan katliamları ve sistematik sürgünü tanıklıklarıyla aktardıklarını, bu gerçeğin kabul edilmesi için İsrail arşivlerinin açılmasının beklenmesine gerek olmadığını vurguladı. Yazara göre Filistin anlatısının özü hiçbir zaman gizli kalmadı; sürgün planlıydı ve katliamlar münferit kazalar değildi.
Makalede, tarihçi Raz'ın çalışmalarında Salih Abdülcevad ve Adil Manna gibi Filistinli tarihçilerin doğrudan sözlü tanıklıklara dayanan eserlerinden yararlandığına dikkat çekiliyor. Hass, bu bilgilerin ana akım akademik yöntemlerle hemen belgelenmemiş veya İbranice tarih yazımına dahil edilmemiş olsa bile; yerinden edilenlerin hafızasında, mülteci kamplarında ve kendi topraklarına "sızarak" ürünlerini toplamaya çalışan köylülerin anlatılarında her zaman canlı kaldığını ifade etti.
İsrail arşivlerinde yaklaşık 17 milyon dosyanın korunduğunu ancak bunların 16 milyondan fazlasının hala halka kapalı olduğunu belirten Amira Hass, bu gizliliğin nedenini sorguluyor. Hass, eğer bu belgeler Filistinlilerin katliam ve sürgün iddialarını yalanlasaydı, İsrail devletinin bunları yayınlamakta bu kadar gecikmeyeceğini savunuyor. Ayrıca yazar, İsrail medyasındaki "gerçek hiyerarşisini" de eleştirerek; resmi bir açıklamanın veya sızdırılan bir belgenin, her zaman Filistinli mağdurların tanıklıklarından daha itibarlı görülmesine tepki gösteriyor.
Hass makalesinde, resmi belgelerin başlangıçta küçümsenen Filistin iddialarını yıllar sonra nasıl doğruladığına dair şu örnekleri sıralıyor:
-
Mülksüzleştirme amacıyla ilan edilen "ateş açma bölgeleri",
-
İkinci İntifada sırasında kullanılan aşırı güç,
-
2008-2009 savaşında Gazze'de beyaz bayrak taşıyan sivillere ateş açılması,
-
Sivillere karşı beyaz fosfor kullanımı,
-
2014 savaşında tüm ailelerin meşru hedef olarak kabul edilmesi.
Sonuç olarak Amira Hass, arşiv belgelerinin sadece teknik detaylar ekleyebileceğini ancak sıfırdan bir gerçeklik yaratmadığını vurguluyor. Sürgün ve katliamlara dair Filistin anlatısının, arşivler açılmadan çok önce de ortada olduğunu ve meşruiyetini belgelerden değil, bizzat yaşanan acı gerçeklerden aldığını belirterek sözlerini noktalıyor.




