28 Şubat 2026 sabahı erken saatlerde başlayan ABD-İsrail ortak operasyonu, diplomatik çevrelerde büyük şaşkınlık yarattı. Zira saldırı, Cenevre’de yürütülen ve Ummanlı arabulucuların "büyük ilerleme kaydedildi" dediği müzakerelerden sadece iki gün sonra gerçekleşti. Ancak Başkan Donald Trump, Birliğin Durumu konuşmasında İran'ın nükleer programını gizlice sürdürdüğüne dair "ikna olduğunu" belirterek savaşın işaret fişeğini çakmıştı. İlk dalga saldırılar sadece askeri tesisleri değil, bizzat rejimin beyni sayılan Ali Hamaney, Ali Laricani ve Devrim Muhafızları komutanlarını hedef alarak sistemin liderlik kademesini sarsmayı amaçladı.
İran'ın Cevabı ve Bölgesel Yayılım Riski
İran'ın saldırılara yanıtı gecikmedi. Orta menzilli füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) İsrail, Ürdün ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerini hedef alan Tahran, aynı zamanda Hürmüz Boğazı'nı trafiğe kapatma tehdidinde bulundu. Umman haricindeki tüm Körfez ülkelerinin hedef alınması, İran'ın savaşı bölgesel bir maliyet artırma stratejisine dönüştürdüğünü gösteriyor.
İki Farklı Savaş Senaryosu: Kısa ve Uzun Vadeli Planlar
Askeri uzmanlar, harekatın seyrine dair iki temel senaryo üzerinde duruyor:
-
Kısa Süreli Savaş (3-7 Gün): Liderlik kadrosunun tasfiyesi ve hava savunma sistemlerinin felç edilmesine odaklanan bu senaryoda amaç, rejimi tamamen çökertmekten ziyade diz çöktürerek çok ağır şartlarda bir anlaşmaya zorlamak.
-
Uzun Süreli Savaş (Birkaç Hafta+): Ekonomik altyapının, yönetim binalarının ve hatta dini merkezlerin hedef alındığı bu senaryoda ise sistemin tamamen parçalanması ve muhalif grupların (Kürt, Beluç vb.) desteğiyle kökten bir rejim değişikliği hedefleniyor.
Rejim Yıkılır mı? Zorlu Bir Denklem
Savaşın şiddetine rağmen İran rejiminin sadece hava saldırılarıyla yıkılması oldukça düşük bir ihtimal olarak görülüyor. İslam Cumhuriyeti, gücü tek bir kişide toplamayan, ordu ve Devrim Muhafızları gibi çok katmanlı savunma yapılarına sahip ideolojik bir sistemdir. Uzmanlar, merkezi bir çöküşten ziyade, ülkenin bir "iç çatışma" sarmalına girmesinin daha olası olduğu uyarısında bulunuyor. Bu durumun yaratacağı mülteci akını ve sınır ötesi şiddetin, tüm Ortadoğu'nun güvenliğini tehdit edebileceği belirtiliyor.
Sonuç: İran’ı ve Bölgeyi Ne Bekliyor?
Savaş nasıl biterse bitsin, İran’ın bu süreçten askeri ve ekonomik olarak büyük ölçüde bitkin çıkacağı kesin. Stratejik olarak nufüz alanını (Irak, Yemen, Lübnan) kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan Tahran, hayatta kalabilmek için ya Washington'ın şartlarına boyun eğecek ya da varlığını korumak için nükleer silah geliştirme yolunda en radikal adımları atacak. Bölge, küresel enerji krizinden mülteci sorununa kadar uzanan devasa bir belirsizlik dalgasının eşiğinde bekliyor.




