İsrail parlamentosu Knesset’in geçtiğimiz ay kabul ettiği ve Filistinli esirlerin idam edilmesinin yolunu açan yeni yasa, tutuklu aileleri arasında derin bir korku ve belirsizlik dalgası yarattı. Filistinli yazarlar ve insan hakları savunucuları tarafından ele alınan bu yeni hukuki süreç, ailelerin yıllardır sürdürdüğü “özgürlük bekleyişi” kavramını kökten değiştirerek yerini “ölüm bekleyişine” bıraktı. 30 Mart 2026 tarihinde 48’e karşı 62 oyla kabul edilen yasa, özellikle ölümcül eylemlere karıştığı iddia edilen Filistinlilerin asılarak idam edilmesini öngörüyor.
Hukukçular ve aktivistler, bu yasanın sadece bir ceza yöntemi değil, aynı zamanda Filistin toplumuna yönelik bir psikolojik savaş aracı olduğunu vurguluyor. Uzun yıllardır çocuklarının veya eşlerinin hapishaneden çıkacağı günü bekleyen aileler için “bekleme” kavramı, daha önce haber alamama veya tıbbi ihmal korkusuyla sınırlıyken, artık devlet eliyle gerçekleştirilecek bir infazın ne zaman gerçekleşeceği korkusuna dönüştü. Yasada yer alan, infazı gerçekleştirecek görevlilerin kimliklerinin gizli tutulması ve yargı muafiyeti tanınması gibi maddeler, sürecin şeffaflıktan uzak ve keyfi bir şekilde yürütülebileceği endişelerini artırıyor.
İnsan hakları kuruluşları, bu yasanın uluslararası hukuku ve Cenevre Sözleşmesi’ni açıkça ihlal ettiğini belirterek Kudüs dahil bölge genelinde geniş çaplı protestolar düzenliyor. Aileler, sevdiklerinin durumuna dair bilgi kısıtlamalarının zaten had safhada olduğu bir dönemde, idam yasasının geriye dönük işletilme ihtimalinden de büyük endişe duyuyor. Filistinli esirlerin aileleri için artık her geçen gün, umut dolu bir kavuşma hayalinden ziyade, her an gelebilecek bir infaz haberinin yarattığı ağır bir travmaya dönüşmüş durumda. Bu hukuki adım, bölgedeki insani krizi daha da derinleştirirken, tutuklu yakınlarının yaşamlarını bitmek bilmeyen bir kabusa çeviriyor.
