Filistin siyasi arenasında, Gazze’deki savaşın yıkıcı etkileri ve Batı Şeria’da tırmanan gerilim, altı farklı Filistinli grubu ortak bir zeminde buluşturdu. Yayınlanan ortak bir bildiriyle, parçalı bir yapıdan ziyade ulusal bir stratejinin benimsenmesi gerektiği vurgulanırken, geçmişteki mutabakatların —özellikle Pekin anlaşmalarının— yeniden masaya yatırılması talep edildi.
Ulusal birlik için kritik çağrı
İsrail’in Gazze’deki operasyonlarının yanı sıra, Batı Şeria’da yürüttüğü “tasfiye ve tehcir” politikaları, Filistinli grupları “varoluşsal bir tehdit” karşısında birleşmeye zorluyor. Hamas, İslami Cihad, Halk Cephesi ve Demokratik Cephe gibi önemli aktörlerin de dahil olduğu altı fraksiyon, yayınladıkları bildiride, bölünmüşlüğün mevcut tabloyu daha da ağırlaştırdığı konusunda birleşti.
Bu adım, sadece askeri değil, siyasi bir yeniden yapılanma çağrısını da içeriyor. Gruplar, Filistin Ulusal Konseyi’nin reformu ve yeni bir seçim stratejisinin belirlenmesi için derhal ulusal bir diyalog süreci başlatılması çağrısında bulundu.
Engeller: Siyaset mi, saha mı?
Siyasi analistlere göre, bu birlik çağrısı ilk değil; ancak zamanlaması oldukça manidar. Analist Farid Abu Zahir, girişimin başarı şansını değerlendirirken, sistem içindeki temel çatlağa dikkat çekiyor. Abu Zahir’e göre, Fetih hareketi ve mevcut Filistin Yönetimi’nin uluslararası merciler ve İsrail ile var olan diplomatik çerçeveye bağlı kalma tercihi ile direniş odaklı grupların yeni bir strateji arayışı arasındaki makas oldukça geniş.
Analist, “Sadece kağıt üzerinde kalan mutabakatlar yerine, sahada karşılığı olan bir siyasi yol haritasına ihtiyaç var. Ancak mevcut yapının bu değişime ayak uydurması, uluslararası baskılar nedeniyle oldukça güç görünüyor” ifadelerini kullanıyor.
Stratejik bir yol ayrımı
Gelişmeleri yakından takip eden isimlerden Demokrat Cephe yöneticisi Macide el-Mısır ise, mevcut durumu “tarihin en tehlikeli aşaması” olarak tanımlıyor. El-Mısır’a göre, Büyük İsrail projesi artık sadece Gazze veya Batı Şeria ile sınırlı değil, komşu ülkeleri de hedef alan bölgesel bir tehdide dönüşmüş durumda. Bu sebeple, Başkan Mahmud Abbas’a yapılan “acil genel sekreterler toplantısı” çağrısı, iç çatışmaların bir kenara bırakılıp savunma refleksiyle hareket edilmesi için bir “son şans” olarak görülüyor.
Filistinli grupların bu girişimi, sonuç alıp alamayacağı merak konusu olsa da, toplumun tabanından yükselen “birlik” talebini siyasete yansıtma çabası olarak kaydedildi. Şimdi gözler, mevcut siyasi yönetimin bu çağrıya vereceği yanıta ve tarafların atacağı somut adımlara çevrilmiş durumda.
