23 Mart 2026 tarihinde El Halil’deki evine düzenlenen baskınla gözaltına alınan Hatır, doğrudan Kudüs’teki “Meskobiyye” sorgu merkezine götürüldü. Burayı “cehennem” olarak tanımlayan Hatır, yaşadığı dehşeti şu sözlerle aktardı:
- Onur kırıcı arama: Sorgu merkezine varır varmaz banyoya alınarak zorla tamamen soyuldu ve arandı.
- Sistematik şiddet: İlk andan itibaren ağır fiziksel saldırıya ve darba maruz kaldı.
- İnsanlık dışı koşullar: Karanlık, aşırı soğuk bir hücreye atılan Hatır’ın başörtüsü zorla çıkarıldı, gözlüklerine el konuldu ve ailesine yönelik ağır hakaretlere maruz bırakıldı.
- Psikolojik işkence: Hücresindeki yatağı kasıtlı olarak sularla ıslatılarak, dondurucu soğukta ıslak bir zeminde yaşamaya zorlandı.
Filistinli kadın mahkumlar için artan endişe
Lama Hatır’ın avukatı aracılığıyla paylaştığı bu tanıklık, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın tutukluların genel durumuna dair ciddi bir alarm veriyor. Filistinli esir hakları kuruluşları, kadın mahkumların sürekli olarak;
- Çıplak arama,
- Tecrit,
- Temel sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılma ve
- Sözlü taciz gibi ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını belirtiyor.
“Bağımsız soruşturma şart”
Daha önceki dönemlerde de siyasi ve medya faaliyetleri nedeniyle defalarca tutuklanan Lama Hatır, Filistin kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. Hatır’ın yaşadığı bu vahşet, uluslararası insan hakları örgütlerine “acilen bağımsız soruşturma başlatılması” çağrısını yeniden gündeme getirdi. Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası hukuk kurallarının esirler üzerindeki koruyucu kalkanının, İsrail hapishanelerinde tamamen devre dışı bırakıldığı eleştirileri yükseliyor.
İsrail makamları iddialara karşı sessizliğini korurken, Hatır ve diğer Filistinli kadın esirlerin maruz kaldığı bu uygulamalar, savaş hukukunun temel ilkelerinin nasıl “sistematik bir cezalandırma aracına” dönüştürüldüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor.
