Filistin İnsan Hakları Merkezi, Gazze Şeridi’nde yaşayan sivillerin karşı karşıya olduğu ciddi çevre ve sağlık sorunlarına dair yeni bir rapor yayımladı. Rapora göre; bölgede biriken yüz binlerce ton katı atık, sızan atık sular ve kontrolsüzce yayılan haşereler, zaten savaş ve abluka altındaki halkın yaşamını daha da zorlaştırıyor.
Sistematik İhlaller ve Engeller
Kuruluş, bu durumun 32 aydır devam eden politikaların bir sonucu olduğunu vurguladı. Ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen, iki milyondan fazla sivilin dar bir alana sıkıştırıldığı ve temel insani ihtiyaçlara erişimlerinin engellendiği belirtiliyor:
- Altyapı Tahribatı: Enkaz kaldırma ve çöp toplama çalışmalarına izin verilmiyor.
- Malzeme Kısıtlaması: İyileştirme çalışmaları için gerekli çimento ve inşaat malzemelerinin girişine izin verilmiyor.
- Hizmet Kesintisi: Belediye hizmetleri için hayati önem taşıyan yakıt sevkiyatı ve atık su şebekelerinin onarımı engelleniyor.
Uluslararası Hukuk ve Soykırım İddiası
Merkez, uygulanan bu kısıtlamaların Cenevre Sözleşmesi’nin 55. ve 56. maddelerinin açık bir ihlali olduğunu belirtti. İşgalci gücün halk sağlığını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade eden rapor, durumu oldukça sert bir ifadeyle tanımlıyor:
“Bu durum, ‘bir insan topluluğunu kasten, fiziksel olarak kısmen veya tamamen yok edecek yaşam koşullarına tabi tutmak’ olarak tanımlanan soykırım suçu tanımıyla tam bir uyum içindedir.”
Kasıtlı Bir Politika mı?
Uluslararası kurumların ve BM ajanslarının tüm uyarılarına rağmen, felaketin önlenmesi için gereken adımların atılmaması bir “özel kasıt” göstergesi olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Gazze’deki bu sistematik kısıtlamaların hukuki boyutta soykırım suçunun kanıtı olarak görülebileceğini savunuyor.
