BRICS zirvesinde İran çatlağı ortak bildiriyi engelledi
Dünya

BRICS zirvesinde İran çatlağı ortak bildiriyi engelledi

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahalesi, genişleme sürecindeki BRICS blokunda ilk ciddi jeopolitik çatlağı gün yüzüne çıkardı. Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı, üye ülkeler arasında yaşanan sert tartışmalar nedeniyle ortak bir sonuç bildirisi yayımlanamadan sona erdi. Zirveye damga vuran ana gelişme, yeni üyelerden İran ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) heyetleri arasındaki karşılıklı suçlamalar ve savaşın faturasına dair yaşanan derin vizyon ayrılığı oldu. Küresel güneyin sesi olmak iddiasıyla yola çıkan küresel ekonomik ittifak, üye sayısını ona çıkararak genişlemesinin ardından ilk büyük güvenlik sınavında uzlaşı sağlamayı başaramadı.

Tahran ve Abu Dabi arasında doğrudan suçlamalar

Yeni Delhi’deki diplomatik kriz, tarafların metne ekletmek istediği zıt taleplerle başladı. İran tarafı, 28 Şubat 2024 tarihinde başlayan askeri saldırılar nedeniyle ABD ve İsrail’in zirve bildirisinde açıkça kınanmasını talep etti. Buna karşılık BAE delegasyonu, İran’a ait insansız hava araçları ve füzelerin kendi enerji altyapılarına düzenlediği saldırıların metne girmesini şart koştu.

Görüşmeler sırasında gerilim, dışişleri bakanlarının doğrudan birbirlerini hedef almasıyla tırmandı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BAE yönetimini Washington’a askeri üslerini açarak saldırılara zemin hazırlamakla ve kendi savaş uçaklarıyla operasyonlara doğrudan katılmakla itham etti. BAE Devlet Bakanı Halife Şahin el-Marer ise bu iddiaları sert bir dille reddederek, Tahran’ın “terör saldırılarını” meşrulaştırmaya çalıştığını savundu. El-Marer, savaşın başından bu yana BAE hava savunma sistemlerinin sivil ve stratejik tesislere yönelen yaklaşık 3 bin balistik füze ve dron tehdidini bertaraf ettiğini açıkladı.

Dönem başkanından uzlaşı yerine durum tespiti

Ortak bir vizyon etrafında birleşilememesi üzerine ev sahibi Hindistan, uzlaşı belgesi yerine sadece “bazı üyeler arasında Orta Doğu’daki çatışmalara ilişkin farklı görüşler bulunduğunu” kabul eden bir başkanlık bildirisi yayımlamakla yetindi. Metinde yalnızca diyalog, diplomasi, egemenliğe saygı ve sivillerin korunması gibi genel ilkelere yer verilirken, ABD yaptırımlarına üstü kapalı bir atıf olarak “tek taraflı zorlayıcı tedbirler” kınandı.

Siyasi kriz bununla da sınırlı kalmadı. Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın Filistin yönetiminin çatısı altında birleşmesi yönündeki kararlılık vurgulanırken, bir üye ülkenin Filistin maddesinin belirli fıkralarına şerh koyduğu bildirildi. Siyasi arenadaki bu tıkanıklığa rağmen, üye ülkelerin enerji, ticaret ve dijital altyapı gibi 60’tan fazla teknik ve ekonomik başlıkta teknik mutabakata varması blokun ticari iş birliği zeminini koruduğunu gösterdi.

Ev sahibinin ekonomik açmazı ve diplomasi trafiği

Zirvenin bildirisiz kapanması, ev sahibi Hindistan’ın da içinde bulunduğu jeopolitik sıkışmışlığı gözler önüne serdi. Küresel petrol ve gaz arzının yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik krizi ve deniz ticaretine yönelik kısıtlamalar Hindistan ekonomisine doğrudan darbe vurdu. Deniz yollarındaki saldırılarda üç Hindistan vatandaşının hayatını kaybetmesi ve Hindistan bayraklı bir geminin batması Yeni Delhi’nin Tahran’a karşı mesafeli bir tutum takınmasına yol açtı.

Ekonomik risklerin artması üzerine Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ani bir ziyaret gerçekleştirerek Abu Dabi yönetimi ile tam dayanışma içinde olduklarını ilan etti. Modi, BAE topraklarının hedef alınmasını hiçbir şekilde kabul edilemez olarak nitelendirirken, eş zamanlı olarak Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi’nin Yeni Delhi’ye gelmeyerek Pekin’de ABD Başkanı Donald Trump’ı ağırlamayı seçmesi diplomatik ağırlık merkezinin BRICS’ten Pekin’deki liderler zirvesine kaymasına neden oldu.

Gözler Eylül ayındaki liderler zirvesine çevrildi

Yeni Delhi’de bakanlar düzeyinde yaşanan bu tıkanıklık, gözlerin eylül ayında yapılması planlanan büyük BRICS Liderler Zirvesi’ne çevrilmesine yol açtı. Diplomatik kaynaklar, küresel ittifakın batı merkezli sisteme alternatif bir güç bloku olma iddiasının yapısal çıkarlar ve bölgesel savaşlar nedeniyle ciddi şekilde aşındığını belirtiyor. Savaşın küresel enerji piyasalarındaki etkilerinden kısa vadede fayda sağlayan Rusya gibi aktörlerin de kriz yönetiminde sınırlı bir diplomatik etkiye sahip olması, blokun gelecekte siyasi bir birlikten ziyade gevşek bir ekonomik forum olarak kalma ihtimalini güçlendiriyor.