İsrail kontrolündeki Kudüs’ün tarihi Eski Şehir bölgesinde, yerleşimcilerin stratejik noktalara yeni demir kapılar ve bariyerler yerleştirmesi bölge sakinleri arasında büyük bir huzursuzluğa neden oluyor. Özellikle Pamukçular Çarşısı (Suk el-Kattanin) ile Demir Kapı (Bab el-Hadid) arasına kurulan son bariyer, Filistinlilerin hareket özgürlüğünü kısıtlarken, bölgedeki yerleşim yerlerine erişimi tamamen İsrail kontrolüne bırakıyor.
El Halil modeli Kudüs’e taşınıyor
Uzmanlar ve bölge sakinleri, Kudüs’teki bu gelişmeleri El Halil kentindeki “Eski Şehir” trajedisine benzetiyor. El Halil’de 110’dan fazla askeri kontrol noktası ve bariyer bulunuyor. Bu yapı, Filistinli nüfusun hareketini felç ederken, yaklaşık 800 yerleşimcinin bölgede hiçbir kısıtlama olmaksızın dolaşmasına imkan tanıyor. Kudüs’teki yeni demir kapıların da benzer bir ayrıştırma ve insansızlaştırma politikasının parçası olduğu ifade ediliyor.
Stratejik kuşatma ve demografik baskı
Kurulan yeni kapı, doğrudan beş yerleşim birimine giden yolu güvence altına alırken, Mescid-i Aksa’ya gitmek isteyen Müslümanların yolunu uzatıyor. Kudüs üzerine çalışmalar yürüten uzmanlar, bu bariyerlerin sadece güvenlik gerekçesiyle değil, Arap nüfusun sosyal ve ekonomik hayatını bitirerek onları göçe zorlamak amacıyla yapıldığını belirtiyor.
Özellikle 28 Şubat 2026’da ilan edilen olağanüstü halden bu yana Eski Şehir adeta bir askeri kışlaya dönüştürülmüş durumda. Yerel kaynaklar, bölgede yaşayan Filistinlilerin mahallelerine girebilmek için kimlik eklerini göstermek zorunda kaldığını, dışarıdan gelenlerin ise girişlerinin tamamen engellendiğini bildiriyor.
Kutsal mekanlara erişim kısıtlaması
Bölgedeki gerilim, dini özgürlükler üzerinde de baskı oluşturuyor. Geçtiğimiz dönemde Mescid-i Aksa ve Kıyamet Kilisesi gibi kutsal mekanların uzun süre ibadete kapatılması, buna karşın yerleşimcilerin belirli bölgelerde dini faaliyetlerine kısıtlama olmaksızın devam etmesi, “çifte standart” eleştirilerini beraberinde getiriyor. Kudüs’teki sivil toplum kuruluşları, tarihi dokunun askeri kuleler ve demir bariyerlerle bozulmasının şehrin kültürel kimliğine yönelik en büyük tehditlerden biri olduğunu vurguluyor.
