Filistinli esirlerin direnişi İsrail'i köşeye sıkıştırıyor
İslam Dünyası

Filistinli esirlerin direnişi İsrail’i köşeye sıkıştırıyor

İsrail ile Filistin arasındaki gerilim tırmanırken, Filistinli esirler meselesi çatışmanın en kritik ve hassas başlıklarından biri olarak yeniden gündemin merkezine oturdu. Siyasi gözlemciler, esirlerin kararlı duruşunun İsrail’in baskıcı yasaları ve toplu cezalandırma yöntemleri karşısında ciddi bir engel teşkil ettiğini belirtiyor. Cezaevleri, artık sadece birer tutukevi değil, siyasi ve sosyal gerçekliğin yeniden şekillendirildiği birer direniş alanı olarak görülüyor.

Gözaltı politikası bir baskı aracı olarak kullanılıyor

Siyasi analist Muhammed Şahin, esirler meselesinin artık sembolik bir durumdan çıkarak stratejik bir boyuta ulaştığını ifade ediyor. 2026 yılı verilerine göre, İsrail cezaevlerinde yaklaşık 9 bin 600 Filistinli ve Arap esir bulunuyor. Bu rakamlar, gözaltı süreçlerinin direniş yapılarını zayıflatmak amacıyla sistematik bir güvenlik politikası olarak kullanıldığını gösteriyor.

Güncel verilere göre mahkumların profili şu şekildedir:

  • Kadın Esirler: 86 kadın mahkumun 25’i idari tutuklu statüsünde bulunuyor.
  • Çocuk Esirler: Megiddo ve Ofer cezaevlerinde toplam 350 çocuk tutuluyor.
  • İdari Tutuklular: Hiçbir resmi suçlama veya yargılama olmaksızın alıkonulanların sayısı 3 bin 532‘ye ulaşmış durumda.

Özellikle “idari tutukluluk” ve “yasadışı savaşçı” gibi tanımlamalarla uygulanan uzun süreli alıkoymalar, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası hukuk normlarıyla açıkça çelişiyor.

İdam yasası ve uluslararası hukuk ihlalleri

Mart 2026’da İsrail parlamentosu (Knesset) tarafından kabul edilen “esirlere idam cezası” öngören yasa tasarısı, yaptırımların uluslararası hukuk sınırlarının dışına taşındığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana cezaevlerinde 89 esirin hayatını kaybetmesi ve 97 cenazenin siyasi baskı aracı olarak teslim edilmemesi, krizin insani boyutunu derinleştiriyor.

Toplumsal hafıza ve siyasi irade

Kudüs tarihi uzmanı Naile El Waari, esirler meselesinin Filistin halkının kolektif hafızasının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. İlk Filistinli esir Mahmud Bekir Hicazi’den bugüne uzanan süreçte, cezaevlerinin birer “siyasi bilinç okuluna” dönüştüğünü ifade eden uzmanlar, bu konunun herhangi bir barış veya müzakere sürecinde vazgeçilemez bir egemenlik meselesi olduğunun altını çiziyor.

Her yıl 17 Nisan‘da anılan Filistinli Esirler Günü, bu yıl artan hak ihlalleri ve ağırlaşan yaşam koşullarının gölgesinde, uluslararası toplumun vicdanına yönelik bir çağrı niteliği taşıyor.