Emekli Tuğgeneral İlyas Hanna’nın Al Jazeera için yaptığı askeri analize göre, İsrail ordusu Güney Lübnan’da kapsamlı bir “alan boşaltma” stratejisi izliyor. Bu strateji çerçevesinde, zorunlu tahliye emirlerinin kapsamı Litani Nehri’nin güneyinden Zahrani Nehri’nin ötesine, yaklaşık 45 kilometre derinliğe kadar genişletildi. Bu durum, başkent Beyrut’un eteklerindeki spor tesisleri ve sivil yerleşim alanlarını da içine alan devasa bir bölgenin boşaltılması ve Lübnan nüfusunun yaklaşık dörtte birine denk gelen 1 milyon 200 bin kişinin yerinden edilmesiyle sonuçlandı.
Coğrafyanın Yeniden İnşası ve Tampon Bölge Planı
Hanna, İsrail’in hava ve istihbarat üstünlüğünü kullanarak kara gücü eksikliğini telafi etmeye çalıştığını belirtiyor. Lübnan topraklarının yaklaşık %13’ünü kapsayan bu tahliye süreci, sınır hattı boyunca kalıcı bir tampon bölge oluşturma hazırlığı olarak değerlendiriliyor.
-
Stratejik Yıkım: Köprülerin, yolların ve sivil altyapının hedef alınması, sadece lojistik ikmali kesmek değil, aynı zamanda bölgeleri birbirinden izole ederek geri dönüşü imkansız kılan bir coğrafi mühendislik çalışması yürütmek anlamını taşıyor.
-
Sembolik Hedefler: Bint Jbeil gibi bölgelerdeki çatışmalar, doğrudan askeri öneminden ziyade sembolik birer “dayanak noktası” olarak kullanılarak güneye doğru genişlemenin temelini oluşturuyor.
Uluslararası Hukuk ve Savaş Suçu Uyarıları
Uluslararası hukuk profesörü Hasan Juni ise bu uygulamaların Cenevre Sözleşmesi ve uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlali olduğunu vurguluyor. Juni’ye göre, sivil halkın toplu olarak yerinden edilmeye zorlanması ve doğrudan bir askeri zorunluluk olmaksızın evlerin ve kamu tesislerinin (köprüler, yollar vb.) yok edilmesi “savaş suçu” kapsamına girmektedir.
Hukuki süreçte İsrail ve Lübnan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taraf olmaması bir engel teşkil etse de uzmanlar, “evrensel yargı yetkisi” ilkesi çerçevesinde Avrupa mahkemelerinde bireysel yargılamaların önünün açılabileceğine dikkat çekiyor. İsrail’in yarattığı bu yeni saha gerçekliği, hem bölgenin gelecekteki güvenliğini hem de uluslararası hukukun yaptırım gücünü büyük bir testle karşı karşıya bırakıyor.
