Gazze'nin merkezindeki Şifa Hastanesi'nin kapısında bekleyen soğutmalı kamyonlar, bu kez dondurma değil, işgal güçleri tarafından teslim edilen parçalanmış bedenleri taşıyor. 16. kez gerçekleştirilen bu teslimatla gelen 54 naaş ve 66 torba dolusu insani kalıntı, kimlikleri belirlenemediği için hastane bahçesinde kurulan "Kimlik Tespit Salonu"nda acı dolu bir bekleyişe dönüştü.
Kimliksiz naaşlar ve DNA testi çıkmazı
Adli tıp uzmanları, kalıntıların ileri derecede çürümüş olduğunu ve birçoğunun kıyafetsiz teslim edildiğini belirtiyor. Bölgede DNA testi yapma imkanının tamamen yok olması, teşhis sürecini imkansıza yakın bir hale getiriyor. Aileler; evlatlarını sadece diş yapısı, eski bir ameliyat izi veya vücuttaki belirgin bir yara sayesinde tanımaya çalışıyor. Uzmanlar, bu durumun sadece bir cinayet değil, kurbanları kimliksizleştirerek aileleri ömür boyu sürecek bir belirsizliğe mahkum eden bir insan hakları ihlali olduğunu vurguluyor.
Hukuki belirsizlik ve miras sorunu
Bedenlerin teşhis edilememesi, aileler için sadece duygusal bir yıkım değil, aynı zamanda büyük bir hukuki engel teşkil ediyor. Mevcut aile hukuku yasalarına göre, bir kişinin "ölü" sayılabilmesi için savaşın bitişinden itibaren bir yıl geçmesi gerekiyor.
| Durum | Gerekli kanıt | Yasal başvuru tarihi |
| Onaylanmış şehit | 2 şahit ve bilinen kabir | Hemen |
| Kayıp kişi | Belirsiz akıbet | 10 Ekim 2026 |
| Miras ve velayet | Ölüm belgesi veya vasilik | Belge sonrası |
Şeyh Rıdvan Şeriat Mahkemesi Başkanı Mahmut Ferruh, teorik olarak savaşın bitişi kabul edilen 10 Ekim 2025 tarihinden tam bir yıl sonra, yani 10 Ekim 2026 tarihinde eşlerin ölüm ilanı için mahkemeye başvurabileceğini belirtti. Bu tarihe kadar binlerce aile; miras, nafaka ve velayet gibi temel haklardan mahrum kalarak "kayıp" statüsündeki yakınlarının acısıyla beklemeye devam edecek.