Gazze'de yaşayan Maysera al-Kafarna, doğması gereken bebeği için aldığı mavi tulumlara bakarken, annelik hayallerinin İsrail saldırılarıyla nasıl enkaza dönüştüğünü anlatıyor. Maysera'nın hikayesi, sadece bir bireyin kaybı değil, Gazze'nin tüm üreme sağlığı sisteminin sistematik olarak hedef alınmasının acı bir özeti.
Doğurganlık kliniklerine yönelik sistematik saldırılar
Yıllarca süren tedavilerin ardından IVF (tüp bebek) yöntemiyle 4 canlı embriyosu dondurulan Maysera, savaşın bitmesini beklerken kliniğin vurulduğu haberiyle sarsıldı. Tıbbi yetkililer, Gazze'deki her 10 doğurganlık kliniğinden 9'unun imha edildiğini bildiriyor. Ateşkese rağmen hayatta kalan az sayıdaki embriyo ise yakıt ve sıvı azot eksikliği nedeniyle uygun sıcaklıkta tutulamadığı için yok olma riskiyle karşı karşıya.
Soykırımın bir aracı olarak doğumu engelleme
Hak savunucuları ve BM müfettişleri, bu saldırıların sadece askeri bir operasyon değil, 1948 BM Soykırım Sözleşmesi'nde yer alan "grup içinde doğumları önlemeye yönelik önlemler" kapsamında bir soykırım eylemi olduğunu vurguluyor. Eylül 2024 tarihli BM Soruşturma Komisyonu raporunda şu ifadelere yer verildi:
"Komisyon, İsrail makamlarının tıbbi merkezin bir doğurganlık kliniği olduğunu bildiğini ve burayı kasten yok etmeyi amaçladığını tespit etmiştir. Bu nedenle, Al-Basma IVF kliniğinin yok edilmesinin, Filistinliler arasında doğumları önlemeye yönelik bir önlem olduğu sonucuna varılmıştır."
Abluka ve tıbbi yetersizliğin gölgesinde yeni doğanlar
Saldırıların etkisi sadece binaların yıkılmasıyla sınırlı kalmıyor. Tıbbi malzeme ve gıda ablukası; kısırlık, düşükler, doğum komplikasyonları ve anne ölümlerinde dramatik bir artışa yol açtı. Gazze'de üreme çağındaki yaklaşık 545 bin kadın ve kız çocuğu, temel sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmış durumda.
Tüm bu yıkıma rağmen, doğurganlık uzmanı Dr. Abdel Nasser al-Kalhout gibi hekimler, şartlar düzelir düzelmez umudu yeniden inşa etmek için çalışmaya başlamayı bekliyor. Ancak mevcut tablonun, Gazze'nin demografik yapısı ve geleceği üzerinde on yıllarca sürecek bir etkisi olması kaçınılmaz görünüyor.




